Türkiye’nin Sağlık Turizmi Potansiyeli ve Güçlükler* 24 Mayıs 2006 Dr. Hasan Hüseyin Yıldırım Ziyaretçi Araştırmacı, LSE Health, London School of Economics and Political Science, London, UKÖğretim Görevlisi, Hacettepe Universitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Sağlık İdaresi Bölümü, Ankara, TürkiyeKurucu Başkan, AB Sağlık Araştırmaları Merkezi Derneği, Ankara, Türkiye Web: www.absaglik.come-mail: hhy@hacettepe.edu.trÜmran Altunkaya Direktör, Black Sea Ltd, London, UK

 *Buradaki görüşler yazarların kisisel gorusleri olup ilişkili olduğu kurumları bağlamaz

Geçen hafta içinde İngiltere basınında geniş bir yer bulan Avrupa Adalet Divanı(European Court of Justice) karari, AB’de hastaların serbest dolaşımını (doğal olaraksağlık turizmini de) bir kez daha gündeme getirmiş oldu. Bu kararla Fransa’datedavisini yaptırmış olan 74 yaşındaki Yvonne Watts’ın tedavi masraflarının NHS tarafından odenmesi kararlaştırılmıştır. Bu karar 1998 yılında Divan’ın vermiş olduğu Kohll ve Decker yargı kararlarının bir devamı niteliğinde olup AB’de serbestdolasimin istisnalar haric sinirlandirilamayacagi temeline dayanmaktadır.

 

Dünyada yaşanan küreselleşme süreci, ülke sağlik sistemlerinde yaşanan problemler(örneğin uzun bekleme listeleri, yükselen maliyetler ve hizmetlerde kalite problemleri gibi), tüketicilerin bilinçlenmesi ve Avrupa Birliği (AB) gibi dinamiklerin bir sonucu olarak hızlabüyüyen bir sektor olan sağlık turizmi çok genel anlamda hem tatil hem tedavi unsurlarınıiçeren bir kavram. Bu iki unsuru bir arada barındırma açısından Türkiye eşsiz bir konuma sahiptir. Ancak bu eşsiz konumunu etkili biçimde kullanma konusunda şu ana kadar başarılıolduğu söylenemez. Günümüzde dünya saglik turizminden en büyük payı alan ülkelerin başında Hindistan gelmektedir. Her yıl yaklaşık olarak Hindistan’a 150.000 medikal turist gitmektedir. Hindistan sağlık sektöründe her yıl %30’luk bir büyüme olduğu kaydedilmekte ve 2012yılında yıllık sağlık turizm gelirinin 1.2 milyar pound olması beklenmektedir. Bupopülaritenin temel nedeni bu turizm potansiyelini önce görmeleri, düşük maliyetleçalışmaları ve iyi tanıtım yapmalarıdır. Ayirca Hindistan’ın son yıllarda genel olarakekonomik anlamda göstermiş olduğu kayda değer gelişmeyi de göz ardı etmemek gerekir. Kapitalist dünyaya hızla uyum sağlamaya çalışan doğu Avrupa ülkeleri de özellikle düşükişçilik maliyetleri ve AB üyeliği avantajını kullanarak sağlık turizmi pastasından önemli bir pay almaya başlamışlardır. Özellikle, Türklerin bile ilk aklına gelen ülke olan Macaristan sadece diş tedavisinden elde ettiği yıllık 2 milyon dolarlık girdi ile yıldızı parlayan ülkeler arasında yer almaktadır. Bunun yanisira, Belçika da özellikle estetik cerrahi ve obezite tedavisi konularında çok ciddi bir sektör payı elde etmiş durumdadır. Başta da belirttiğimiz gibi Türkiye sahip olduğu sağlık turizmi potansiyelini iyideğerlendir(e)memektedir. Çok genel olarak belirtmek gerekirse, sağlık turizmi işini etkili ve verimli bir biçimde gerçekleştirebilmek için temelde üç unsurun varlığına ihtiyac duyulmaktadir. Bu üç unsurun varlığı, uyumu ve işletilmesi var olan potansiyelin etkili kullanımını da beraberinde getirmektedir. Bu unsurlardan birisi turizm olanakları (iklim,doğa, tarih, vs), diğeri sağlık hizmetleri olanakları (hastaneler, personel, teknolojik imkanlar, uzmanlıklar, uygun fiyatlar, şifalı sular vs) ve üçüncüsü de tüketici ile sağlık turizmisektörünü buluşturacak profesyonel organizasyonların varlığı. Son aylarda özellikle de AB adaylığı ve 3 Ekim 2005 tarihinde de müzakere tarihininalınması ile birlikte AB ülkelerindeki hasta potansiyelini değerlendirmek isteyen Türk sağlık turizm sektöründe bir kıpırdanma yaşanmaya başlamıştır. Ancak sektörün var olanpotansiyelini iyi bir şekilde değerlendirmek için henüz organize olmadığı belirtilebilir. Bunun temel nedeni de bize göre yukarıda belirttiğimiz üçüncü unsurun, yani müşteri ile sektörü buluşturacak profesyonel organizasyonların yeterli sayida olmamasidir. Bu organizasyon sektörünün yetersizliği Türkiye’deki kimi hastanelerin işin turizm ve organizasyon kısmını da üstlenmeye girişmelerine yol açmıştır. Ancak bu organizasyon ayrı bir profesyonellik gerektirdiğinden şu ana kadar tam anlamı ile başarılı oldukları söylenemez. Diğer ilk iki unsurbakimindan Türkiye’nin iyi konumda olduğu belirtilebilir. 1.000’nin üzerinde kaplıcası, önemli bir seviyeye ulaşmış turizm yatak kapasitesi ve en önemlisi de dünya standartlarında ve hatta bazı durumlarda dünya standartlarının da üzerinde sağlık hizmetleri olanakları ile çok iyi bir potansiyele sahiptir. Türkiye’nin katılım müzakereleri yürüttüğü (henüz fiili olarak başlamasa da, çünkü şu aşamada tarama süreci devam etmektedir) ve sağlık turizmi açısından önemli bir potansiyel müşteri olarak gördüğü AB’de görülen sağlık turizmi pratiğini üç ana başlıkta vermek mümkün. 1) AB mevzuatı kapsamında ortaya çıkan serbest dolaşım, 2) ülkeler arası ikili anlaşmalar kapsamındaki hasta akışı ve 3) ülkelerin sosyal güvenlik sistemlerininkarşılamadığı ancak özel sigorta veya kendi ceplerinden odeyerek sağlık turizmindenfaydalanmak isteyen bireylerin girişimleri. Burada bir hususu belirtmek gerekirse AB’de hastaların serbest dolaşım hakkı olmasına karşılık bu hakkın çok yaygın bir şekilde kullanıldığı da söylenemez. Bunun temelinde lisan engeli, dışarıda sunulan sağlık hizmetleri hakkında bilgi eksikliği, sağlık sistemlerinin farklılığı, bürokrasi, kültür farklılığı, seyahat ve zamanın maliyeti, profesyonel aracı kurumlardan hizmet alın(a)maması, vb gerekçeler olduğu belirtilebilir. Kısacası hasta ile hizmet sunucularını bir araya getirecek profesyonel kurum eksikliği ve var olanların da etkili bir şekilde kullanılmaması sözkonusudur. Bir önceki paragrafta belirtilen AB mevzuatı (Roma Antlaşması) kapsamında ortaya çıkanserbest dolaşım pratiğini biraz açmak gerekirse öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, AB serbest dolaşım üzerine kurulmuş bir oluşumdur. Bu serbest dolaşımın dört ayağıbulunmaktadir: Malların, kişilerin, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımı. Bu dört serbest dolaşım hakkı ancak kamu güvenliği ve sağlığı gerekçesi ile sınırlandırılabilmektedir.Bu çerçevede ele alındığında kişilerin serbest dolaşımı hakkının uygulama alanlarından birisi de hastaların serbest dolaşımıdir. AB’de hastaların serbest dolaşımı hakkı başlangıçta RomaAntlaşması’na dayalı olarak çıkarılan 1408/71 ve 574/72 sayılı Tüzüklerce düzenlenmekteolup temelde üç programdan oluşmaktaydı: “E111” seri numaralı program, AB vatandaşlarının başka AB üyesi ülkeyi ziyaretleri sırasında acil bakımı gerektiren durumlarda kullanmaları gereken programdır. “E112” programı başka üye ülkelerden planlanmış sağlık hizmetleri almak için kullanılır (önceden izin almak koşulu vardır). “E106” programı ise sınırlar arasında seyahat ederek çalışanların yararlanıp kullanabilecekleri bir programdır. Ancak 1 Haziran 2004 tarihi itbariyle “E111” formunun yerini “Avrupa Sağlık SigortasıKartı” almıştır. Bu kart Avrupa Ekonomik Alanı (AB, Norveç, İzlanda ve Liechtenstein) ve İsviçre’ye yapılan turistik ve iş amaçlı gezilerde bu gruba giren ülke vatandaşlarınca yanlarında bulundurmaları, herhangi bir sağlık ihtiyacı durumunda bulundukları ülkeninsağlık hizmetlerinden yararlanabilmeleri için gereklidir. Ancak AB’de sınırötesi sağlık hizmetlerine erişmede tüzüklerle sağlanan yasal çerçeveyeek olarak ilki 1998 yılında olmak üzere daha sonraki yıllarda AAD’nin aldığı kararlarla (AAD içtihatları) birlikte yeni bir durum ortaya çıkmıştır. Bu durum AAD’nin aldığı kararlar sonucu oluşan fiili durum çerçevesi olarak ele alınabilir ve temel gerekçesini de daha önce de sozunuettigimizgibi AB’nintemel unsurlarından birisi olan serbestdolaşımın engellenemeyeceğinden almaktadır. AAD’nin Kohll ve Decker kararları, Lüksemburg sosyal güvenlik sistemi kapsamında sigortalı olan Lüksemburg vatandaşı iki kişi ile ilgilidir. Raymond Kohll Almanya’dan diş tedavisi almış, Lüksemburg’da gözlük reçetesi verilen Decker ise gözlüğünü Belçika’dan satın almıştır. Adı geçen mal ve hizmetleri dışarıdan almak için öncedenLüksemburg sigorta fonundan (Caisse de Maladie) izin almamalarına rağmen Kohll veDecker aldıkları bu mal ve hizmetlerin bedellerinin Lüksemburg sağlık sigortası fonutarafından geri ödenmesini talep etmişlerdir. Decker, Belçika’dan gözlük almak için,Lüksemburg yasalarının / düzenlemelerinin gerektirdiği üzere önceden izin almamıştır.Kohll ise önceden izin almak için başvuruda bulunmuş ancak bu talebi, Almanya’dan alacak diş(çilik) tedavisinin acil olmadığı gerekçesiyle reddedilmiş ve bu yüzdenLüksemburg’dan diş tedavisini alması gerektiğini bildirmiştir. Kohll “önceden izin almaprosedürü”nün başka bir AB üyesi ülkeden hizmet satınalınmasını sınırladığını ve bundandolayı da AT Anlaşmasının 49. ve 50. maddelerini ihlal ettiğini iddia etmiştir. Decker ise, önceden izin alma prosedürünün AB içerisinde malların serbest dolaşımınısınırlandırdığını ve bundan dolayı AT Anlaşmasının 28. maddesini ihlal ettiğinibelirtmiştir. Her iki durumda da AAD, bireylerin (Kohll ve Decker) taleplerini, mal ve hizmetlerin serbest dolaşımını düzenleyen AB Antlaşma hükümleri çerçevesinde değerlendirmiş ve haklı bulmuş ve kişiler lehinde karar vermiştir. AAD, üye ülkelerin sosyal güvenlik sistemlerini organize etmekten sorumlu olduğunu ancak malların (Decker davası) ve hizmetlerin (Kohll davası) serbest dolaşım olanaklarını da oluşturmak durumunda olduklarını karara bağlamıştır (Yıldırım, 2004). Bu açıdan bakıldığında, mevcut durumda Türkiye’nin AB mevzuatının gerektirdiği hastaların serbest dolaşımı hakkı ile doğan sağlık turizmi potansiyelinden faydalanmasımümkün görünmemektedir. Bunun temelde iki nedeni var: Birincisi Türkiye henüz AB üyesi bir ülke değil. İkincisi de AB mevzuatı çerçevesinde doğan hastaların serbest dolaşımı hakkıçok yaygın bir biçimde kullanılmamaktadır. Ancak diğer iki sağlık turizmi pratiğinden yüksekdüzeyde pay alabilmek için Türkiye yüksek bir potansiyele sahiptir. Bu payı alabilmesi debirkaç koşulu yerine getirmesine bağlı olacaktır: Devletin kolaylıklar getirmesi ve desteksağlaması gerekir (özel sektöre yatırım teşviki, tanıtım, vize kolaylıkları vs), başta özel sektörolmak üzere sektörün birlikte tanıtım kapmanyaları organize etmesi gerekir. Üçüncüsü vebelki de en önemlisi profesyonel aracı kurumlarla işbirliği yapılması gerekmektedir. Mevcut durumda Türkiye dünya sağlık turizmi pastasından çok az da olsa (kaplıca, estetikve göz alanları başta olmak uzere) pay almaktadır. Ancak bu payın rakamsal büyüklüğü konusunda elimizde sağlıklı bir veri maalesef bulunmamakta. Kaynak ülkeler arasında Türknüfusunun yoğun olarak yaşadığı Almanya ve Hollanda başı çekmektedir. Son bir yılda Hollanda, Almanya ve İsviçre’den sağlık kuruluşlarının ve doktorların Türkiye’deki özel hastanelerle işbirliği yaptıkları bilinmektedir. Türkiye’nin sağlık turizmi konusunda rekabetçi üstünlüğünün unsurları olarak; hastanelerin altyapıları ve donanımlarının yüksek kalitesi, başta hekimler olmak üzere sağlık hizmet sunucularının eğitim ve deneyim seviyesinin Avrupa standartlarında olması, diğerülkelere nazaran sunduğu fiyat avantajları, ozellikle bulunduğu coğrafi konum itibariyle sahip olduğu eşsiz doğal ve tarihi zenginlikleri ve uygun iklim koşulları ile birleşen kaliteli turizm işletmeciliği ve dünyaca bilinen Türk konukseverliği verilebilir. Buna karşılık yukarıda satır aralarında da belirtildiği gibi Türkiye’nin bazı zayıf tarafları da var: Sektör kendi içinde organize değil. Profesyonel aracı kurumlar yok. Türkiye’nin sahip olduğu kaynaklar veavantajlar etkili olarak tanıtilmiyor. Özellikle İngiltere ve Fransa gibi ülkelerde Türkiyeimajının negatif oluşu önemli bir engel teskil etmektedir. Türkiye’ye sağlık turizmi için yoğunlukla Almanya ve Hollanda gibi Türk nüfusun yoğunolduğu Avrupa ülkelerinden müsteri gelmektedir ve var olan bir kaç aracı kurum bu ülkelerde konuşlanmıştır. Özellikle iyi bir pazar olduğu düşünülen İngiltere’de bu hizmeti vermek üzere kurulmuş bir tane şirket vardır (Travel to Cure) ve henüz Türk sağlık kuruluşlarının bu pazar girmek için bir girisimleri de mevcut değildir. Bunda da en önemli etken buradaki Türk nüfusun sayı olarak daha az olması ve bu işi üstlenecek niteliğe sahip yeterli sayıda girişimcinin bulunmamasıdır. Kaplıca kaynakları açısından dünyadaki en zengin 3 ülke arasında yer alan Türkiye ne yazık ki bu kaynağını yine profesyonel olmayan işletmeler nedeni ile iyi değerlendirememektedir. Dünyaca bilinen bazı kaplıcalarımızın peofesyonel web siteleri yok, fiyat almak çok zor, karşınıza çıkan kişiler müşteri odaklı değil ve çoğu yabancı dil bilmiyor. İşin uzmanı olmayan kişilerin bu işi yapmaya devam etmesi ve teknik alanda uzman olankişilerin işletmeyi de üstlenmeye kalkması en önemli olumsuz unsurlardır. Kaplıca potansiyelini keşfetmiş olan bazı yabancılar amatör işletmelerle uğraşmak yerine kendiişletmelerini kurmaya başlamıştır. Örneğin bir İngiliz grup Pamukkale’de kaplıca satın almıştir.
Almanya’dan her yıl 4 milyon, İngiltere’den de her yıl 1 milyon turistin Türkiye’ye tatilegittiğini ve son yıllarda bu ülke vatandaşlarının Türkiye’de yoğun olarak emlak aldığını göz önüne alırsak potansiyel daha iyi ortaya cıkar. Bu veriler bize aynı zamanda “bu kadar ziyaretçiye rağmen neden Türkiye hala bu kadar olumsuz bir imaja sahip?” sorusunu da sordurmalıdır. Gurbetçi vatandaşlarımızın bu tanıtımda ne kadar etkili olduklarını tekrar hatırlatmakta fayda var. Olumsuz bir etki de bu işi amatörce yapmaya çalışanların mutsuz ettiği müşterler.Profesyonel olmayan kişi ve kurumların henüz gelişmekte olan bu sektöre verdiği ve vereceği zarar tamiri pahalı ve çok zaman alan bir zarar olacaktır. Hali hazırda olumlu olmayanTürkiye imajına vurulacak her darbe büyük bir sektörü yaralayacak nitelikte olacaktır. Buradan da net olarak anlaşılacağı üzere Turkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, ilgili kurumların ve yurt dışında yaşayan vatandaşların Türkiye’deki modern saglık kurum ve hizmetlerinin tanıtımını yapmaları büyük önem taşımaktadır. Özetle belirtmek gerekirse, Türkiye genelde dünya ve özelde de Avrupa sağlık turizmi pastasından (giderek büyüyen) pay almak konusunda önemli bir potansiyele sahiptir. Ancak bu potansiyeli efektif talebe dönüştürmek için de sağlık sektörüne, turizm sektörüne, profesyonel aracı kurumlara, devlete ve tabiki her Türk vatandaşına çok büyük görevler düşmektedir. İşin püf noktası ise el ele verip “sinerji yaratmak”tir. “Zaman rekabet değil,işbirliği zamanıdır”. Kaynaklar Yıldırım, H.H. Avrupa Birliği Sağlık Politikaları ve Avrupa Birliği’ne Üye ve Aday Ülke Sağlık Sistemlerinin Karşılaştırmalı Teknik Verimlilik Analizi: Veri Zarflama Analizine Dayalı Bir Uygulama. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitütü (YayımlanmamışDoktora Tezi), 2004

 

COPYRIGHT BY © TRAVEL TO CURE [BLACK SEA LTD.] 2006